TAŞKÖPRÜ HALK EĞİTİMİ MERKEZİ
É ATATÜRK Ê
|
|
|
|

ATATÜRK'ÜN HAYATI
Mustafa Kemal Atatürk 1881 yılında Selânik'te Kocakasım Mahallesi, Islâhhâne
Caddesi'ndeki üç katlı pembe evde doğdu. Babası Ali Rıza Efendi, annesi Zübeyde
Hanım'dır. Baba tarafından dedesi Hafız Ahmet Efendi XIV-XV. yüzyıllarda Konya
ve Aydın'dan Makedonya'ya yerleştirilmiş Kocacık Yörüklerindendir. Annesi
Zübeyde Hanım ise Selânik yakınlarındaki Langaza kasabasına yerleşmiş eski bir
Türk ailesinin kızıdır. Milis subaylığı, evkaf katipliği ve kereste ticareti
yapan Ali Rıza Efendi, 1871 yılında Zübeyde Hanım'la evlendi.
Atatürk'ün beş kardeşinden dördü küçük yaşlarda öldü, sadece Makbule (Atadan)
1956 yılına değin yaşadı. Küçük Mustafa öğrenim çağına gelince Hafız Mehmet
Efendi'nin mahalle mektebinde öğrenime başladı, sonra babasının isteğiyle Şemsi
Efendi Mektebi'ne geçti. Bu sırada babasını kaybetti (1888). Bir süre Rapla
Çiftliği'nde dayısının yanında kaldıktan sonra Selânik'e dönüp okulunu bitirdi.
Selânik Mülkiye Rüştiyesi'ne kaydoldu. Kısa bir süre sonra 1893 yılında Askeri
Rüştiye'ye girdi. Bu okulda Matematik öğretmeni Mustafa Bey adına "Kemal" i
ilave etti. 1896-1899 yıllarında Manastır Askeri İdâdi'sini bitirip, İstanbul'da
Harp Okulunda öğrenime başladı.
1902 yılında teğmen rütbesiyle mezun oldu., Harp Akademisi'ne devam etti. 11
Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle Akademi'yi tamamladı. 1905-1907 yılları arasında
Şam'da 5. Ordu emrinde görev yaptı. 1907'de Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) oldu.
Manastır'a III. Ordu'ya atandı. 19 Nisan 1909'da İstanbul'a giren Hareket
Ordusu'nda Kurmay başkanı olarak görev aldı. 1910 yılında Fransa'ya gönderildi.
Picardie Manevraları'na katıldı. 1911 yılında İstanbul'da Genel Kurmay
Başkanlığı emrinde çalışmaya başladı. 1911 yılında İtalyanların Trablusgarp'a
hücumu ile başlayan savaşta, Mustafa Kemal bir grup arkadaşıyla birlikte Tobruk
ve Derne bölgesinde görev aldı. 22 Aralık 1911'de İtalyanlara karşı Tobruk
Savaşını kazandı. 6 Mart 1912'de Derne Komutanlığına getirildi. Ekim 1912'de
Balkan Savaşı başlayınca Mustafa Kemal Gelibolu ve Bolayır'daki birliklerle
savaşa katıldı. Dimetoka ve Edirne'nin geri alınışında büyük hizmetleri görüldü.
1913 yılında Sofya Ateşemiliterliğine atandı. Bu görevde iken 1914 yılında
yarbaylığa yükseldi. Ateşemiliterlik görevi Ocak 1915'te sona erdi. Bu sırada I.
Dünya Savaşı başlamış, Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmek zorunda kalmıştı.
Mustafa Kemal 19. Tümeni kurmak üzere Tekirdağ'da görevlendirildi. 1914
yılında başlayan I. Dünya Savaşı'nda, Mustafa Kemal Çanakkale'de bir kahramanlık
destanı yazıp İtilaf Devletlerine "Çanakkale geçilmez! " dedirtti. 18 Mart
1915'te Çanakkale Boğazını geçmeye kalkan İngiliz ve Fransız donanması ağır
kayıplar verince Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmaya karar verdiler. 25 Nisan
1915'te Arıburnu'na çıkan düşman kuvvetlerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği
19. Tümen Conkbayırı'nda durdurdu. Mustafa Kemal, bu başarı üzerine albaylığa
yükseldi. İngilizler 6-7 Ağustos 1915'te Arıburnu'nda tekrar taarruza geçti.
Anafartalar Grubu Komutanı Mustafa Kemal 9-10 Ağustos'ta Anafartalar Zaferini
kazandı. Bu zaferi 17 Ağustos'ta Kireçtepe, 21 Ağustos'ta II. Anafartalar
zaferleri takip etti. Çanakkale Savaşlarında yaklaşık 253.000 şehit veren Türk
ulusu onurunu İtilaf Devletlerine karşı korumasını bilmiştir. Mustafa Kemal'in
askerlerine "Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum!" emri cephenin
kaderini değiştirmiştir. Mustafa Kemal Çanakkale Savaşları'dan sonra 1916'da
Edirne ve Diyarbakır'da görev aldı.
1 Nisan 1916'da tümgeneralliğe yükseldi. Rus kuvvetleriyle savaşarak Muş ve
Bitlis'in geri alınmasını sağladı. Şam ve Halep'teki kısa süreli görevlerinden
sonra 1917'de İstanbul'a geldi. Velihat Vahidettin Efendi'yle Almanya'ya giderek
cephede incelemelerde bulundu. Bu seyehatten sonra hastalandı. Viyana ve
Karisbad'a giderek tedavi oldu. 15 Ağustos 1918'de Halep'e 7. Ordu Komutanı
olarak döndü. Bu cephede İngiliz kuvvetlerine karşı başarılı savunma savaşları
yaptı. Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasından bir gün sonra, 31 Ekim 1918'de
Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığına getirildi. Bu ordunun kaldırılması üzerine
13 Kasım 1918'de İstanbul'a gelip Harbiye Nezâreti'nde (Bakanlığında) göreve
başladı. Mondros Mütarekesi'nden sonra İtilaf Devletleri'nin Osmanlı ordularını
işgale başlamaları üzerine; Mustafa Kemal 9. Ordu Müfettişi olarak 19 Mayıs
1919'da Samsun'a çıktı.
22 Haziran 1919'da Amasya'da yayımladığı genelgeyle "Milletin istiklâlini
yine milletin azim ve kararının kurtaracağını " ilan edip Sivas Kongresi'ni
toplantıya çağırdı. 23 Temmuz - 7 Ağustos 1919 tarihleri arasında Erzurum, 4 -
11 Eylül 1919 tarihleri arasında da Sivas Kongresi'ni toplayarak vatanın
kurtuluşu için izlenecek yolun belirlenmesini sağladı. 27 Aralık 1919'da
Ankara'da heyecanla karşılandı. 23 Nisan 1920'de Türkiye Büyük Millet
Meclisi'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması yolunda önemli bir
adım atılmış oldu. Meclis ve Hükümet Başkanlığına Mustafa Kemal seçildi Türkiye
Büyük Millet Meclisi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıyla sonuçlanması için gerekli
yasaları kabul edip uygulamaya başladı. Türk Kurtuluş Savaşı 15 Mayıs 1919'da
Yunanlıların İzmir'I işgali sırasında düşmana ilk kurşunun atılmasıyla başladı.
10 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nı imzalayarak aralarında Osmanlı
İmparatorluğu'nu paylaşan I. Dünya Savaşı'nın galip devletlerine karşı önce Kuvâ-yi
Milliye adı verilen milis kuvvetleriyle savaşıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi
düzenli orduyu kurdu, Kuvâ-yi Milliye - ordu bütünleşmesini sağlayarak savaşı
zaferle sonuçlandırdı. Mustafa Kemal yönetimindeki Türk Kurtuluş Savaşının
önemli aşamaları şunlardır: Sarıkamış (20 Eylül 1920), Kars (30 Ekim 1920) ve
Gümrü'nün (7 Kasım 1920) kurtarılışı. Çukurova, Gazi Antep, Kahraman Maraş Şanlı
Urfa savunmaları (1919- 1921) I. İnönü Zaferi (6 -10 Ocak 1921) II. İnönü Zaferi
(23 Mart-1 Nisan 1921) Sakarya Zaferi (23 Ağustos-13 Eylül 1921) Büyük Taarruz,
Başkomutan Meydan Muhaberesi ve Büyük Zafer (26 Ağustos 9 Eylül 1922) Sakarya
Zaferinden sonra 19 Eylül 1921'de Türkiye Büyük Millet Meclisi Mustafa Kemal'e
Mareşal rütbesi ve Gazi unvanını verdi.
Kurtuluş Savaşı, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması'yla sonuçlandı.
Böylece Sevr Antlaşması'yla paramparça edilen, Türklere 5-6 il büyüklüğünde
vatan bırakılan Türkiye toprakları üzerinde ulusal birliğe dayalı yeni Türk
devletinin kurulması için hiçbir engel kalmadı. 23 Nisan 1920'de Ankara'da
TBMM'nin açılmasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşu müjdelenmiştir. Meclisin
Türk Kurtuluş Savaşı'nı başarıyla yönetmesi, yeni Türk devletinin kuruluşunu
hızlandırdı. 1 Kasım 1922'de hilâfet ve saltanat birbirinden ayrıldı, saltanat
kaldırıldı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu'yla yönetim bağları koparıldı. 13 Ekim
1923'te Cumhuriyet idaresi kabul edildi, Atatürk oybirliğiyle ilk cumhurbaşkanı
seçildi. 30 Ekim 1923 günü İsmet İnönü tarafından Cumhuriyet'in ilk hükümeti
kuruldu.
Türkiye Cumhuriyeti, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ve "Yurtta
barış cihanda barış" temelleri üzerinde yükselmeye başladı. Atatürk Türkiye'yi
"Çağdaş uygarlık düzeyine çıkarmak" amacıyla bir dizi devrim yaptı. Bu
devrimleri beş başlık altında toplayabiliriz:
1. Siyasal Devrimler: Saltanatın Kaldırılması (1Kasım 1922) Cumhuriyetin
İlanı (29 Ekim 1923) Halifeliğin Kaldırılması (3 Mart 1924)
2. Toplumsal Devrimler: Kadınlara erkeklerle eşit haklar verilmesi
(1926-1934) Şapka ve kıyafet devrimi (25 Kasım 1925) Tekke zâviye ve türbelerin
kapatılması (30 Kasım 1925) Soyadı kanunu ( 21 Haziran 1934) Lâkap ve unvanların
kaldırılması (26 Kasım 1934) Uluslararası saat, takvim ve uzunluk ölçülerin
kabulü(1925-1931) 3. Hukuk Devrimi : Mecellenin kaldırılması (1924-1937) Türk
Medeni Kanunu ve diğer kanunların çıkarılarak laik hukuk düzenine geçilmesi
(1924-1937)
4. Eğitim ve Kültür Alanındaki Devrimler: Öğretimin birleştirilmesi (3 Mart
1924) Yeni Türk harflerinin kabulü (1 Kasım 1928) Türk Dil ve Tarih Kurumlarının
kurulması (1931-1932) Üniversite öğreniminin düzenlenmesi (31 Mayıs 1933) Güzel
sanatlarda yenilikler
5. Ekonomi Alanında Devrimler: Aşârın kaldırılması Çiftçinin özendirilmesi
Örnek çiftliklerin kurulması Sanayiyi Teşvik Kanunu'nun çıkarılarak sanayi
kuruluşlarının kurulması I. ve II. Kalkınma Planları'nın (1933-1937) uygulamaya
konulması, yurdun yeni yollarla donatılması Soyadı Kanunu gereğince, 24 Kasım
1934'de TBMM'nce Mustafa Kemal'e "Atatürk" soyadı verildi. Atatürk, 24 Nisan
1920 ve 13 Ağustos 1923 tarihlerinde TBMM Başkanlığına seçildi. Bu başkanlık
görevi, Devlet-Hükümet Başkanlığı düzeyindeydi.
29 Ekim 1923 yılında Cumhuriyet ilan edildi ve Atatürk ilk cumhurbaşkanı
seçildi. Anayasa gereğince dört yılda bir cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilendi.
1927,1931, 1935 yıllarında TBMM Atatürk'ü yeniden cumhurbaşkanlığına seçti.
Atatürk sık sık yurt gezilerine çıkarak devlet çalışmalarını yerinde denetledi.
İlgililere aksayan yönlerle ilgili emirler verdi. Cumhurbaşkanı sıfatıyla
Türkiye'yi ziyaret eden yabancı ülke devlet başkanlarını, başbakanlarını,
bakanlarını komutanlarını ağırladı.
15-20 Ekim 1927 tarihinde Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet'in kuruluşunu
anlatan büyük nutkunu, 29 Ekim 1933 tarihinde de 10. Yıl Nutku'nu okudu. Atatürk
özel yaşamında sadelik içinde yaşadı. 29 Ocak 1923'de Latife Hanımla evlendi.
Birçok yurt gezisine birlikte çıktılar. Bu evlilik 5 Ağustos 1925 tarihine dek
sürdü. Çocukları çok seven Atatürk Afet (İnan), Sabiha (Gökçen), Fikriye, Ülkü,
Nebile, Rukiye, Zehra adlı kızları ve Mustafa adlı çobanı manevi evlat edindi.
Abdurrahim ve İhsan adlı çocukları himayesine aldı. Yaşayanlarına iyi bir
gelecek hazırladı.
1937 yılında çiftliklerini hazineye, bir kısım taşınmazlarını da Ankara ve
Bursa Belediyelerine bağışladı. Mirasından kızkardeşine, manevi evlatlarına,
Türk Dil ve Tarih Kurumlarına pay ayırdı. Kitap okumayı, müzik dinlemeyi, dans
etmeyi, ata binmeyi ve yüzmeyi çok severdi. Zeybek oyunlarına, güreşe, Rumeli
türkülerine aşırı ilgisi vardı. Tavla ve bilardo oynamaktan büyük keyif alırdı.
Sakarya adlı atıyla, köpeği Fox'a çok değer verirdi.
Zengin bir kitaplık oluşturmuştu. Akşam yemeklerine devlet ve bilim
adamlarını, sanatçıları davet eder, ülkenin sorunlarını tartışırdı. Temiz ve
düzenli giyinmeye özen gösterirdi. Doğayı çok severdi. Sık sık Atatürk Orman
Çiftliği'ne gider, çalışmalara bizzat katılırdı. Fransızca ve Almanca biliyordu.
10 Kasım 1938 saat 9.05'te yakalandığı siroz hastalığından kurtulamayarak
İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda hayata gözlerini yumdu. Cenazesi 21 Kasım 1938
günü törenle geçici istirahatgâhı olan Ankara Etnografya Müzesi'nde toprağa
verildi. Anıtkabir yapıldıktan sonra nâşı görkemli bir törenle 10 Kasım 1953
günü ebedi istirahatgâhına gömüldü.
ATATÜRK İLKELERİ
CUMHURİYETÇİLİK
Batı dillerinde cumhuriyetin karşılığı, ulusun kendisini yönetmesi anlamına
gelir. Cumhuriyet rejiminde iki unsur çok önemlidir:
a- İdare edilenler
b- İdare edenler
Bu iki unsurun sahip olası gereken özelliklerin başında dürüstlük gelir.
Cumhuriyet rejiminde her iki tarafında dürüst ve namuslu olması gerekir.
Rejimin demokrasi platformuna oturtulması şarttır.
Cumhuriyet, ulusun vatan ve hukuka sevgisi ve içten bağlılığı ile
yaşatılmalıdır. Bu nedenle cumhuriyete hayat veren damarların başında demokrasi
gelir.
Gerçek cumhuriyet rejimlerinde sistemin demokrasi ile olan ilişkisi çok
önemlidir. Çünkü iç ve dış tehlikelere karşı cumhuriyet kendisini sert ve katı
bir şekilde ama demokrasinin gerekleri içinde koruyacaktır. Bunların dışına
çıkılmaması gereklidir, aksi taktirde demokrasi ile cumhuriyet arasında kopukluk
başlar. Bundan da en büyük zararı cumhuriyet rejimi görür. Onun için cumhuriyet
yöneticileri daima uyanık ve gözleyici durumda olacaklardır.
Demokrasiyi benimsemiş siyasi rejimlerdeki cumhuriyetlerde özgürlüklerin
kullanılma alanları, demokrasinin kuralları ile sınırlandırılmıştır. Demokratik
sistem ile idare edilen cumhuriyetlerde hiç kimsenin sınırsız hak ve hukuku
yoktur. Sınırsız hak ve hukukun olduğu rejimlere de demokrasi veya cumhuriyet
denemez.
Çünkü demokrasilerde ve demokratik cumhuriyetlerde kişilerin ve dolayısıyla
toplumların özgürlükleri hukuk yolu ile güvence altına alındığı gibi, buların
sınırları da adaletin kalemi ile çizilmiştir.
Bu kısa açıklamadan sonra Atatürk'ün cumhuriyet ve devlet anlayışına
değinelim.
Atatürk, kurmuş olduğu genç Türk Devletinin yapısını 29 Ekim 1923 tarihinde
cumhuriyetin temelleri üzerine oturturken, en kısa zaman da bunun gereği olan
demokrasiye geçileceğini öngörüyordu. O da siyasi alanda demokrasinin çok
partili sistemle gerçekleşeceğinin bilincindeydi.
Atatürk'ün zamanımızdan yaklaşık üç çeyrek asır evvel cumhuriyet için
söyledikleri, bugün hala bazı batı ülkelerin elde etmeye çalıştıkları
düşüncelerdir. O söylediklerimi bilimsel bir temel üzerine oturtmamış olsaydı,
bu kadar zaman sonra düşünceleri hala güncelliğini koruyabilir miydi?
Atatürk sadece bilgili bir asker, uzak görüşlü bir devlet adamı değil aynı
zamanda gerçek bir düşünürdü.Ayrıca sadece düşünce üretmekle kalmamış, bu
düşünceleri gerçekleştirerek, üçüncü dünya ülkelerine bağımsızlığın ve
kurtuluşun yolunu da göstermiştir. Bugün bağımsızlık savaşı veren pek çok ülkede
Atatürk adı hala bir bayrak gibi dalgalanıyorsa nedenini burada aramak doğru
olur.
29 Ekim 1923 günü ilan edilen cumhuriyetin alt yapısını Atatürk aşama aşama
nasıl hazırlamıştı ?
Cumhuriyet laik bir sistem üzerine kurulacaktı. Yani cumhuriyet idaresinde ne
halifeye ne de onun kalıntılarına yer vardı. Cumhuriyeti adaletli bir adalet
sistemi koruyacaktı. Cumhuriyetin genç kuşakları çağ dışı kara kafalılar
tarafından değil, aydın bağımsızlık ve hürriyetin değerini bilen aydın kafalı
öğretmenler tarafından yetiştirilecektir.
İmparatorluktan kalan mantık dışı ne varsa hepsi kaldırılacak, cumhuriyetin
temelini müspet ilim oluşturacaktır. Cumhuriyetin yalnızca kanunlar ile, devlet
zoru ile ve yasaklarla korunamayacağının bilincinde olan Atatürk, onun gerçek
değerini anlayabileceğini söyleyebilmiştir. Geçen zaman içerisindeki olaylar bu
ileri görüşlü devlet adamının ve düşünürünün ne denli haklı olduğunu
göstermiştir.
Bilgisiz ve bilinçsiz bir halk topluluğunun ulus olma hakkına sahip
olamayacağını vurgulayan Atatürk, ulusun bilinçlendiği oranda hak ve hukukuna
sahip çıkacağını biliyordu. Bu nedenle eğitim ve kültüre çok önem vermiştir.
Onun, bir bakıma kültürü, cumhuriyetin temellerinden biri olarak görmesindeki
neden budur.
Atatürk'e göre sadece cumhuriyete sahip olmak yeterli değildir.
Ona layık olmak da gereklidir. Bunun içinde gereken yol gene eğitimden
geçiyordu.
Hürriyet ve bağımsızlığın kıymetini, erdemli ve özverili, çağdaş eğitim almış
olan gençler, savaş alanlarında bu uğurda şehit düşen askerlerden çok daha iyi
bilebilirlerdi Bağımsızlık; hürriyet, cumhuriyet bundan böyle savaşarak değil,
bunları değeri bilinerek korunacaktı. Onun için kılıçla elde edilen zaferler,
siyasi, ekonomik, kültürel zaferlerle taçlandırılmalıydı.
•
Türk milletinin karakterine ve adetlerine en uygun olan idare, Cumhuriyet
idaresidir (1924).
• Cumhuriyet rejimi demek, demokrasi sistemiyle devlet şekli demektir(1933).
• Cumhuriyet, yüksek ahlaki değer ve niteliklere dayanan bir idaredir.
Cumhuriyet fazilettir(1925).
• Bugünkü hükümetimizin, devlet teşkilatımızın doğrudan doğruya milletin kendi
kendine, kendiliğinden yaptığı bir devlet ve hükümet teşkilatıdır ki onun adı
Cumhuriyettir. Artık hükümet ile millet arasında geçmişteki ayrılık kalmamıştır.
Hükümet millet ve millet hükümettir. (1925)
MİLLİYETÇİLİK
Türk Halkının ümmet olmaktan kurtulup ULUS haline
getirilmesi ATATÜRK sayesinde olmuştur.
Atatürk'ün ulusuna inancı sonsuzdu. Yaptığı her devrimin onun sayesinde
gerçekleşeceği, ona rağmen değil, onunla birlikte medeni ülkeler seviyesine
çıkabileceğini savunuyordu. Her türlü yeniliğin ancak ve ancak ulus tarafından
benimsenmesi ile sonsuza kadar yaşayabileceğine inanıyordu. Vatan toprakları
üstünde "TÜRKÜM" diyen her insanın ayrıcalıksız ve sınıfsız kaynaşmış bir Türk
ulusunu temsil ettiğini ve ulus'a "TÜRK ULUSU" denileceğini ısrarla bıkmadan,
usanmadan tekrarlıyordu. "EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ
ULUSUN OLACAKTIR."
Ulusun elinden hiçbir güç, hiçbir iç ve dış kuvvet bu hakkı alamayacaktır.
Ulus öylesine eğitilecektir ki , bu kutsal varlığın büyük bir titizlik ile
gereğinde canı pahasına koruyacaktır.
•
Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türk halkına, Türk milleti denir(1930).
Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trakyalı her bir soyun evlatları ve aynı
cevherin damarlarıdır (1923).
• Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz.
Cumhuriyetimizin dayanağı Türk toplumudur. Bu toplumun fertleri ne kadar Türk
kültürü ile dolu olursa, o topluma dayanan Cumhuriyet de, o kadar kuvvetli
olur(1923).
• Biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle işbirliği yapan bütün milletlere saygı
duyarız. Onların milliyetlerinin bütün gereklerini tanırız. Bizim
milliyetperverliğimiz her halde bencil ve gururlu bir milliyetperverlik
değildir(1920).
HALKÇILIK
En kısa ve öz anlamı ile "SINIFSIZ TOPLUMSAL
DAYANIŞMA" dır.
•
İç siyasetimizde ilkemiz olan halkçılık, yani milletin bizzat kendi geleceğine
sahip olması esası Anayasamız ile tespit edilmiştir.(1921)
• Halkçılık, toplum düzenini çalışmaya, hukuka dayandırmak isteyen bir toplum
istemidir.(1921)
• Türkiye Cumhuriyeti halkını ayrı ayrı sınıflardan oluşmuş değil, fakat
kişisel ve sosyal hayat için işbölümü itibariyle çeşitli mesleklere ayrılmış bir
toplum olarak görmek, esas prensiplerimizdendir.(1923)
DEVLETÇİLİK
Atatürk'ün "Devletçi" deyimi kendisi tarafından
şöyle tarif ediyordu: "Bizim takip ettiğimiz devletçilik, bireysel çalışmayı ve
gayreti esas tutmakla beraber, mümkün olduğu kadar az zaman içinde milleti
refaha ve memleketi bayındırlaştırabilmek için, milletin genel ve yüksek
çıkarlarının gerektirdiği işlerde, özellikle ekonomik sahada devletin fiilen
ilgili kılmak mühim esaslarımızdandır."
ÖYLE İSE HALKÇILIK VE DEVLETÇİLİK İLKELERİ BUGÜNKÜ MODERN DEMOKRASİLERİN
"SOSYAL HUKUK DEVLETİ" KAVRAMINI TAM ANLAMIYLA KARŞILAMAKTADIR.
•
Devletçiliğin bizce anlamı şudur: Kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi
faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin
ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket
ekonomisini devletin eline almak. (1936)
• Prensip olarak, devlet ferdin yerine geçmemelidir. Fakat ferdin gelişmesi
için genel şartları göz önünde bulundurmalıdır.(1930)
• Kesin zaruret olmadıkça, piyasalara karışılmaz, bununla beraber, hiç bir
piyasa da başıboş değildir.(1937)
LAİKLİK
"Din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması" şeklinde özetlediğimiz
laiklik ilkesi. Türk Devriminin hem vazgeçilmez bir unsuru hem de Demokratik
olma vasfının gereğidir.
Kısaca laiklik ilkesinin ne olduğuna değindikten sonra Atatürk'ün din ve
ilim ile ilgili görüşlerine değinelim.
O'nun din konusundaki inanç ve düşünceleri, samimi ve inançlı bir din
adamının fikir ve düşüncelerinden farklı değildi. Ve asla dine karşı değildi.
Bir toplum için dinin gerekli olduğuna da inanıyordu.
Ancak O, dinin, kanunların yerine geçmesine, aklın ve mantığın yerini
almasına karşıydı.
O'nun karşı olduğu din tacirleri, yobazlar ve zavallı halkı hurafelerle
idare etmek isteyen geri kafalılardı.
Atatürk'e göre din, insanların vicdanlarında yer alması gereken kutsal bir
kavramdı. Bu düşünceden yola çıkan Gazi 31 Ocak 1923 tarihinde dinimiz ile
ilgili olarak şunları söylüyordu.
"-Bizim dinimiz en makul ve en tabii dindir. Ve ancak bundan dolayıdır
ki, son din olmuştur. Bir dinin tabii olması için akla, fenne, ilme ve mantığa
uyması gereklidir. Bizim dinimiz bunlara uygundur."
Yukarıda laikliğin din ile devlet işlerinin birbirinden ayrılması anlamına
geldiğini söyledik.
Ancak laiklik ilkesi, din alanında kim ne isterse yapsın veya kim ne yaparsa
yapsın, devlet karışmaz ya da karışamaz anlamına gelmez.
Laiklik devlet gücünün, otoritesinin veya olanaklarının herhangi bir dinsel
inanç , ya da inançsızlık için kullanılması demek değildir. Çünkü o zaman
inananların veya inanmayanların vicdan özgürlükleri ortadan kalkar.
Atatürk geri kalmışlıktan kurtulup, çağdaş bir toplum haline gelebilmek için
ne gibi çetin sorunların üstesinden gelmek gerektiğini de çok iyi biliyordu.
O'na göre yapılacak her çağdaş atılımda laiklik ilkesi temel alınacaktı. Ancak
laik düşünce ile saltanat, hilafet, dinsel hukuk, dinsel eğitim, kapitülasyonlar
kaldırılabilirdi.
İnsanların çevrelerine ve kendilerine ilişkin olarak oluşturdukları
düşüncelerin bir bölümü "İNANÇ" bir bölümü "BİLGİ" biçimindedir.
•
Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün
yurttaşların vicdan, ibadet ve din hürriyeti demektir.(1930)
• Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle
mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi imkanını temin
etmiştir.(1930)
• Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz
dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve düşünceye karşı değiliz. Biz sadece din
işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile
dayanan tutucu hareketlerden sakınıyoruz.(1926)
İNKILAPÇILIK
Atatürk'ün devrimciliği kısaca çağdaşlaşmadır. Çağdaş
Uygarlık seviyesine erişebilmek için, ilmin ışıkları ile aydınlatılmış yolda
yürünmeliydi.
•
Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti
halkını tamamen çağdaş ve bütün anlam ve görünüşüyle uygar bir toplum haline
ulaştırmaktır.(1925)
• Biz büyük bir inkılap yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa
götürdük,(1925)![]()
ATATÜRK ile İLGİLİ LİNKLER
| www.ataturk.net | Hayatı, ilkeleri, fotoğrafları |
| www.ataturk.org | İlke ve inkılapları |
| www.turkishnews.com/Ataturk | İlkeleri, devrimleri, anıları |
| www.ataturk.com |
Hayatı, devrimleri, reformları, dünyadaki yeri |
| www.ada.net.tr/ataturk | Fotoğraflarla Atatürk |
| www.canakkale.gen.tr | Çanakkale Savaşları |
| www.geocities.com/bilbik2001/ataturk.htm | Atatürk ve Çeşitli Resimler |
| www.atam.gov.tr | Atatürk Araştırma Merkezi |
| www.tsk.mil.tr/anitkabir/index.html | Anıtkabir Web Sitesi |
| www.meb.gov.tr/ataturk/ataturk.html | Atatürk Özel Sayfası |
| egitek.meb.gov.tr/uretim/atacd/Anamenu.htm | Atatürk Resimleri |